ulgenbeyi

birinci nesil Yazar

aop: 75 - gürcü hamsisi Şiir Edebiyat

tüm: 28 bugün: 0 bu hafta: 0 bu ay: 0 son entry: 05.05.2020 03:26

  • /
  • 3

vakit itlik köpeklik vaktidid

bu hayallerle yola çıkılır. sonra karşılaşılan ilk ceylan gözlü mamitayla evlilik hayali kurulur.

üç beş karalama 10 (şiir)

sözlük şairi ülgen'in muhtaç adlı şiir grubunun 1. kısmı. corona günlerine atıf...
kör olduğunu düşün
dünyaya karşı tek bildiğin şey
aldığın nefesin kokusu
ve diğeri de
duyduğun o karmaşık gürültü
belki bir cılız kadın sesi
belki tok bir erkek öksürüğü
kör olduğunu düşün
sadece hisler
elinde bir sopa
ince işlenmiş kabarık kaldırımlarda
ağır ağır yürüdüğünü
gözünde bir gözlük
bakamadığın dünya için
bu ne kadar da kötü bir farkındalık
göremediğini
fakat anlayamadığını değil
her şeyin her anın farkındasın
lakin olaylar hayalinde farklı canlanıyor
hayallerindeki betimlemelerde yaşadığını
yardığın karanlıktan daha da karanlık çıktığını
dokunduğun cisimler
zihninde nasıl bir anıt oluyor kim bilir?
yürüyorum ağır ağır
yüzüne bile bakmadığım semtimin
sokaklarına muhtacım şimdi
o ağır çöp kokusuna
sallana sallana yürüdüğünü gördüğüm
kaba işlenmiş dalkavuklara laf atmaya
özgürlüğüm elimden alınalı dört dakika olmuş
dört dakikada kavrulmuşum
yanık bedenimin evhamı
şu caddede uçuşan kuşların
titrek civildemelerinde peşrevlenmiş
bana dar gelen camı demir parmaklıklarla mıhlanmış odam
benim dünyam artık

üç beş karalama 9 (şiir)

gözlerimle süngüledim bulutların bağrını,
üzerine bastığım şu çorak toprak bir gün yuvam olacak.
ne kadar kâfi olabilir ki bana soluk bir sabaha uyanmak,
ya da gözlerimi yumduğumda yalnızca uğurlanmak.
ben, her vakit içimde aradım cevabını,
bu yüzyılın bana acılar ile sorduğu soruların,
kifayetsiz şu baharın, yaşadığım ayrılıkların.
düşlerimde!
düşlerimde bir yer var...
bu medeniyet onu muhasır edemez,
saklıyorum onu bu insanlardan
saklıyorum kibirlerinden ademin,
çünkü orası sadece azrail'in.
bağrını süngülediğim bulutlar,
kanlarını bırakıyorlar koca şehirlerin üsütne,
üstüne bir de nefretleriyle estiriyorlar fırtınaları.
karışmıştır şimdi taksim meydanı.
bu fırtına koşturuyor gemileri dörtnala,
bu fırtına yakıyor içini, bizim gibi düşünenlerin.
sancısını çekiyoruz düşünmeyi bilmeyenlerin.
ah ektim şu paramparça göğüsüme geceleğin,
bir vakit usulca toplarsın sevdiğim.

üç beş karalama 8 (şiir)

tenha raylar şiirimden bir kesit.
.... ....
kırmızı benekli bir bulvar
gelincikler kurşuna dizilmiş
çöp suyu akan kentimin delhizlerinde
bir çocuk ilk aşkını katletmiş

nasıl oldu da buralara kadar geldik
meçhul bir başlangıcın sonu ne de keskin
ister istemez savaşmak ile zorlanan maktûl
hangi hafiyenin satışıyla enselenmiş
.... ....

gece göğüse dolan bunaltı

savaş hiç yakıştı mı ağzına evveliyatına bandırılmış kayizatını sikeyim çok mu komiksin am düdüğü

gece göğüse dolan bunaltı

sanki her şey kararır gibi olur. kendinle baş başa kalırsın. sabahtan beridir dinlediğin insanlardan sonra nihayet kendini dinlemeye fırsat bulmuşsundur. düşünmeye başlarsın, varlığını amacını hedefini sevdiğini yarım kaldığın anları anıları hataları yanlışları güzel zamanları. sanırım gece bana yaramıyor dostlar.

garip karadenizli davranışları

ne keserse kessin kestiği cisimin konumunu yüzey alanını değiştirmek. örneğin
portakal keserken portakalı döndürmek bıçak sabit kalmalıdır bu yazılı olmayan bir kuraldır
tırnak keserken parmağı oynatmak

birinci nesil

kıyak nesil, delikanlı nesil içinde bulunduğum nesil. daha da iyiye inşallah...

günümüz ilişkilerine dair atıflar

genellikle cinsellik üzerine kurulu. üzücü bir durum. keza şöyle de bir durum var herkes birbirine önyargı ile yaklaşıyor. ilk akla gelen ilişki türünden bir diğeri de dostluk ve arkadaşlık ilişkileri maalesef bu da çıkar üzerine kurulu. bu zamanda tek gerçek ilişki sanırsam birey ile ölüm ilişkisi. birine merhaba dediğinde aldırış etmiyor. hanımlarımız adam aradığını söylüyor lakin sonuç farklı oluyor. beylerimiz keza... neyse olay karışık yani. memnun değilim.

tarihsel kırılmalar

mustafa kemal atatürk'ün bir gecede 57. alayı conkbayırına kaydırması.

hasan tahsin.

kürşad isyanı

bruno'nun yakılması

luther king'in cehennemi satın alması
  • /
  • 3

ülkeyi tek fotoğrafla özetliyorum

selam versen bacaklarını açacak kız isimleri

tarihsel kırılmalar

fransız ihtilali (1789-1799)
istanbul'un fethi (29 mayıs 1453)
bolşevik ihtilali (8 kasım 1917)

ulgenbeyi

sözlüğün şairi ilan ettim.

üç beş karalama 5 (şiir)

burası karantina
kendine gel yada karanfil al
hiphopla doğdum falan filan
bugün yalan dolan yada kalan falan

üç beş karalama 5 (şiir)

sen ki benim sözlüğum
yollarında öldüğüm
ben ki kelimelerinin anlamı
olalım seninle kördüğüm.

messiah

bu takmadan sonra acaba ne varrr

cezzâr

her baslikta katilim saglayan dassakli bir panpamdir

beyler moderatörünüz olarak

elimden geldiği kadar mesajlarınıza ve entrylerde ki sorularınıza yanıt vermeye çalışıyorum.

üç beş karalama 3 (şiir)

yavaş ol şairimiz sakinleş biraz :)

Toplam entry sayısı: 28

üç beş karalama 3 (şiir)

diğerkâm
dizilmiş bir bir hikkat garibeleri,
fırçalarını ellerinde tutarlar.
acı tablosunun renkli mimarları,
geleceğimizi karartan satılmış aşağılıklar.
ploreterya piyesi kapitalist korosu,
şeytanın nefret dolu kara piposu,
ağır ağır doğan hümanist filosu,
gözlerini gerçeğe kapamış ahmaklar ordusu.
ve bir köşede de ben varım!
kısık gözlerimle izliyorum bu tiyatroyu.
salak bir senaristin ortaya attığı,
bu şatafatlı ahmaklık gösterisi,
midemi bulandırıyor.
hadi alkışlayan yok mu bunları.
çünkü ben yüksek kahkahayla eşlik ediyorum ,
merkezi yönetimin şapşal direktiflerine.
şanlı maziyle kurulmuş bir meclisin
şarlatan silahşörlerine .
kasaturasını biliyor cemaatin subayı ,
kelepçelerini sallıyor tarikatın polisi,
gençler geleceğe borçlanmış .
tek bir fikir vardı bir vakit ,
"ya istiklal ya ölüm!"
şimdilerde moda oldu "ya istikbal ya zulüm"
bir medeniyet düşün .
içinden çıkmıyor aydın.
kapısından içeri giremiyorsun el öpmeden .
liyakat sahiplerini,
liyakatsizlerin keyfine göre atıyorlar.
maaşıyla tekmelenen işçi ,
asgari ücretle infaz ediliyor.
yaşa! istihza dolu kanlı hükümdar..
kurmaylarıyla sefaya yüz dönen zat.
şehrin köşelerinde bizler bunalıyoruz,
kiralık evlerde borç içinde intihar ediyoruz.
şahlanıyor fikirlerim bu sistemlerin kara borsasında,
çılgına döndük gördüğümüz manzara karşısında.
ufaktan ufağa tırmıklanıyorken emeklerimiz,
üstelik yapılanlara çıkmıyor sesimiz .
rütbeler verdiler yaşadığımız hayata,
berlin duvarı ne ki bu statü duvarlarının arasında.
uzaktan baksan engerek, yakından baksan kazıklı voyvoda...

bir şiir bırak

pergel
bir masa;
meşeden yapılmış, belli
öyle ki; eğilip burnunu uzattığında,
pek bir güzel koku geliyor.
pitikare kırmızı üzeri beyaz şeritli
örtü almış anam pazardan.
iki elinin arasında,
açınca kollarını pergel gibi zıt yanlara
bizim kırmızılı balıkçı ağı gibi açılıverir.
hava akşama çalıyor,
güneş batmakla batmamak arasında şımarıyor.
ufuk çizgisi günle gece arasında ufak bir zar,
yırtadursun güneş
ayın bekaret ile ilgili tek bir sorunu yok.
kalbine bakıyor o
ne de olsa gök sonsuz ;
gök derin ,
gök özgür ve demokrat.
ufuk sadece ince bir dikiş
atmosfere çekilen.
masanın üstünde,
yeni filizlenen portakal rengi ışıklar.
bir masa düşün, tam yirmi kişilik,
sandalye yetmemiş.
sen yine çıkıp eskicide,
japon pazarında, ucuz sandalye aramışsın.
hani öyle bereketli bu akşam yani.
babam rakıyla çaldı kapıyı,
tam dört büyük şişe getirmiş
hani öyle keyifli bu akşam yani.
önlüğünü giymiş mutfaktan,
elinde bir tepsiyle geliyor kız kardeşin.
patates soğan ucuzlamış,
e fırsat da bu
döktürüvermiş elleriyle bir tepsi börek.
kokusu, kedileri dövüştürüyor alt sokakta.
birer birer dizedur sandalyelerin karşısına bardakları.
telefon çalsın arkadan,
aman sen de
uluslararası iktisat mutabakatı mı imzalatacaksın?
diplomasiyi mi sağlayacaksın doğudaki ?
çalsın dursun ne olacak!
şu küçük ufacık filizlenen,
söğüt ve çamların altında bir akşam geçireceksin.
hava kararmış...
birer birer geliyor dostların;
kiminin elinde tatlı,
kiminde içecek şerbet,
kiminde de günlük gazete.
manşette "30 şehit" yazıyor !
meclis gururluyuz oltaları atmış(!)
şehit annesinin gözü yaşlı fotoğrafı var yanda.
aldın gazeteyi şöyle bir okudun,
ah ettin fakat kaldırdın vitrine.
hep de böyle yaparlar ya hani.
dostlar yerleşmiş masaya,
banyodasın, pileli pantolonunu düzeltmişsin.
kolların katlı kravatını sıkıyorsun,
mutlusun, keyifli fakat bir şey eksik sanki?
çıktın bahçeye masa şen,
masa cıvıl cıvıl;
masa, ayağı yeni ayakkabı gören,
çoban çocuğu gibi.
masa,
evine ekmek götüren, fukara bir baba gibi.
şükran dolu, kıvanç dolu.
baban, arkadaşlarına küçüklüğünü anlatıyor.
kız kardeşin, gizliden sevgilisini anlatıyor ,
sokakta maç yaptığın kız arkadaşına.
abla diyor ona, o kadar senden yani.
fakat masada biri yok!
bir ses,
hem de ne kadife.
geceye şavkan cırcır böcekleri,
saygıya durmuşlar, susmuşlar.
"ben geldim"
başımı kaldırdım masadan...
hanımeli bir elbise;
göğe çalıyor rengi,
beyaz yakaları var yeni doğmuş bebek gibi.
günahsız yakaları.
başını eğip gülüyorsun bana,
dudağının yanında küçük bir gamze.
"hoş geldin"
işte şimdi tamam masa.
hoş geldin gün ışığım,
saçlarınla geceden bir parça getirdin masamıza.
şimdi kalbim bahtiyar artık
ben biliyorum bu ciddi bakışları.
sen de mutlusun,
sen de geldiğin için.

- yusuf samet güler

üç beş karalama 2(şiir)

mamafih akıllı olmaya kim cürret duyar ki bu yüzyılda,
zaten akıl, hapsetmez mi insanı somutluk prangalarına?
ki heyhat vardır her bir sessizliğin ardından gelen,
varsın delirelim, ne kalacak bizden yarına.

cezzâr

fevkalâde'nin fevkinde bir mod.

üç beş karalama 4 (şiir)

hadi kalk gidelim buralardan.
yükümüz burda paha etmez.
bu diyarlar nefretin,
bencilliğin mevsiminde yeşerir.
bu duygular soğuk gelir bu insanlara...

boşluk

neyse, hayırlısı dedikten sonraki iç çekiştir. her küfür her teselli her şey sığar oraya

üç beş karalama (şiir)

-pergel-
bir masa;
meşeden yapılmış, belli
öyle ki; eğilip burnunu uzattığında,
pek bir güzel koku geliyor.
pitikare kırmızı üzeri beyaz şeritli
örtü almış anam pazardan.
iki elinin arasında,
açınca kollarını pergel gibi zıt yanlara
bizim kırmızılı balıkçı ağı gibi açılıverir.
hava akşama çalıyor,
güneş batmakla batmamak arasında şımarıyor.
ufuk çizgisi günle gece arasında ufak bir zar,
yırtadursun güneş
ayın bekaret ile ilgili tek bir sorunu yok.
kalbine bakıyor o
ne de olsa gök sonsuz ;
gök derin ,
gök özgür ve demokrat.
ufuk sadece ince bir dikiş
atmosfere çekilen.
masanın üstünde,
yeni filizlenen portakal rengi ışıklar.
bir masa düşün, tam yirmi kişilik,
sandalye yetmemiş.
sen yine çıkıp eskicide,
japon pazarında, ucuz sandalye aramışsın.
hani öyle bereketli bu akşam yani.
babam rakıyla çaldı kapıyı,
tam dört büyük şişe getirmiş
hani öyle keyifli bu akşam yani.
önlüğünü giymiş mutfaktan,
elinde bir tepsiyle geliyor kız kardeşin.
patates soğan ucuzlamış,
e fırsat da bu
döktürüvermiş elleriyle bir tepsi börek.
kokusu, kedileri dövüştürüyor alt sokakta.
birer birer dizedur sandalyelerin karşısına bardakları.
telefon çalsın arkadan,
aman sen de
uluslararası iktisat mutabakatı mı imzalatacaksın?
diplomasiyi mi sağlayacaksın doğudaki ?
çalsın dursun ne olacak!
şu küçük ufacık filizlenen,
söğüt ve çamların altında bir akşam geçireceksin.
hava kararmış...
birer birer geliyor dostların;
kiminin elinde tatlı,
kiminde içecek şerbet,
kiminde de günlük gazete.
manşette "30 şehit" yazıyor !
meclis gururluyuz oltaları atmış(!)
şehit annesinin gözü yaşlı fotoğrafı var yanda.
aldın gazeteyi şöyle bir okudun,
ah ettin fakat kaldırdın vitrine.
hep de böyle yaparlar ya hani.
dostlar yerleşmiş masaya,
banyodasın, pileli pantolonunu düzeltmişsin.
kolların katlı kravatını sıkıyorsun,
mutlusun, keyifli fakat bir şey eksik sanki?
çıktın bahçeye masa şen,
masa cıvıl cıvıl;
masa, ayağı yeni ayakkabı gören,
çoban çocuğu gibi.
masa,
evine ekmek götüren, fukara bir baba gibi.
şükran dolu, kıvanç dolu.
baban, arkadaşlarına küçüklüğünü anlatıyor.
kız kardeşin, gizliden sevgilisini anlatıyor ,
sokakta maç yaptığın kız arkadaşına.
abla diyor ona, o kadar senden yani.
fakat masada biri yok!
bir ses,
hem de ne kadife.
geceye şavkan cırcır böcekleri,
saygıya durmuşlar, susmuşlar.
"ben geldim"
başımı kaldırdım masadan...
hanımeli bir elbise;
göğe çalıyor rengi,
beyaz yakaları var yeni doğmuş bebek gibi.
günahsız yakaları.
başını eğip gülüyorsun bana,
dudağının yanında küçük bir gamze.
"hoş geldin"
işte şimdi tamam masa.
hoş geldin gün ışığım,
saçlarınla geceden bir parça getirdin masamıza.
şimdi kalbim bahtiyar artık
ben biliyorum bu ciddi bakışları.
sen de mutlusun,
sen de geldiğin için.

üç beş karalama 3 (şiir)

diğerkâm
dizilmiş bir bir hikkat garibeleri,
fırçalarını ellerinde tutarlar.
acı tablosunun renkli mimarları,
geleceğimizi karartan satılmış aşağılıklar.
ploreterya piyesi kapitalist korosu,
şeytanın nefret dolu kara piposu,
ağır ağır doğan hümanist filosu,
gözlerini gerçeğe kapamış ahmaklar ordusu.
ve bir köşede de ben varım!
kısık gözlerimle izliyorum bu tiyatroyu.
salak bir senaristin ortaya attığı,
bu şatafatlı ahmaklık gösterisi,
midemi bulandırıyor.
hadi alkışlayan yok mu bunları.
çünkü ben yüksek kahkahayla eşlik ediyorum ,
merkezi yönetimin şapşal direktiflerine.
şanlı maziyle kurulmuş bir meclisin
şarlatan silahşörlerine .
kasaturasını biliyor cemaatin subayı ,
kelepçelerini sallıyor tarikatın polisi,
gençler geleceğe borçlanmış .
tek bir fikir vardı bir vakit ,
"ya istiklal ya ölüm!"
şimdilerde moda oldu "ya istikbal ya zulüm"
bir medeniyet düşün .
içinden çıkmıyor aydın.
kapısından içeri giremiyorsun el öpmeden .
liyakat sahiplerini,
liyakatsizlerin keyfine göre atıyorlar.
maaşıyla tekmelenen işçi ,
asgari ücretle infaz ediliyor.
yaşa! istihza dolu kanlı hükümdar..
kurmaylarıyla sefaya yüz dönen zat.
şehrin köşelerinde bizler bunalıyoruz,
kiralık evlerde borç içinde intihar ediyoruz.
şahlanıyor fikirlerim bu sistemlerin kara borsasında,
çılgına döndük gördüğümüz manzara karşısında.
ufaktan ufağa tırmıklanıyorken emeklerimiz,
üstelik yapılanlara çıkmıyor sesimiz .
rütbeler verdiler yaşadığımız hayata,
berlin duvarı ne ki bu statü duvarlarının arasında.
uzaktan baksan engerek, yakından baksan kazıklı voyvoda...

üç beş karalama 2(şiir)

mamafih akıllı olmaya kim cürret duyar ki bu yüzyılda,
zaten akıl, hapsetmez mi insanı somutluk prangalarına?
ki heyhat vardır her bir sessizliğin ardından gelen,
varsın delirelim, ne kalacak bizden yarına.

cezzâr

fevkalâde'nin fevkinde bir mod.